Rönesans İnsanı: Shakespeare ve Modern Karakterin Doğuşu

Bir insanı sahnede yalnız bırakıp da içinden geçenleri yüksek sesle düşünmesine izin vermek bugün bize çok sıradan gelir; dizilerde, filmlerde, romanlarda sürekli görürüz bunu. Ama bu tekniğin edebiyatta bu kadar güçlü, bu kadar inandırıcı bir biçimde kullanılmasının kökeninde bir isim var: William Shakespeare. Önceki derste destan ve tragedya geleneğinin Antik Yunan'dan başlayıp Ortaçağ'ın anlatı biçimleriyle nasıl beslendiğini, hikâye anlatıcılığının yüzyıllar içinde nasıl dönüştüğünü konuşmuştuk. Şimdi zıplıyoruz on altıncı yüzyılın sonuna, Rönesans İngiltere'sine; kalabalık, gürültülü, tahta bir tiyatro binasına. Burada, sahnenin ortasında duran bir adam kendi kendine soruyor: yaşamalı mıyım, yoksa yaşamamalı mıyım?

Shakespeare'in önemi sadece güzel dizeler yazmış olmasından gelmiyor. Onun asıl büyük katkısı, karakterlerine daha önce edebiyatta pek görülmemiş bir iç derinlik kazandırmasıdır. Antik tragedyada kahramanlar genellikle kaderle, tanrılarla ya da toplumsal bir yasayla çatışır; Shakespeare'in en güçlü kahramanları ise çoğu zaman kendileriyle çatışır. Bu, modern edebiyatın ve hatta modern psikolojinin bugün hâlâ üzerine konuştuğu bir insan tasviridir. Bugün bir karakterin "iç sesini" duyduğumuzda, aslında dört yüz yıl önce bir Londra sahnesinde şekillenmiş bir tekniğin mirasını dinliyoruzdur.

Bilmen gerekenler

Kavram / İsimAçıklama
William Shakespeare1564-1616 yılları arasında yaşamış İngiliz oyun yazarı ve şair; Stratford-upon-Avon'da doğdu, kariyerinin büyük kısmını Londra'da geçirdi.
Globe Tiyatrosu1599'da inşa edilen, Shakespeare'in oyunlarının çoğunun sahnelendiği açık havalı Londra tiyatrosu.
HamletYaklaşık 1600-1601 yıllarında yazıldığı düşünülen, Danimarka Prensi Hamlet'in babasının ölümünün intikamını alıp almama kararsızlığını konu alan trajedi.
Soliloquy (iç monolog)Bir karakterin sahnede yalnızken düşüncelerini seyirciyle paylaştığı konuşma biçimi; Shakespeare bunu psikolojik derinlik yaratmak için ustaca kullanır.
Blank verseKafiyesiz, iambik pentametre ölçüsüyle yazılan şiirsel dram dili; Shakespeare oyunlarının çoğu bu ölçüyle yazılmıştır.
Trajik kahramanKendi zaafı, tereddüdü ya da yanlış kararı yüzünden yıkıma sürüklenen ana karakter.

Anlatım

Shakespeare, Kraliçe I. Elizabeth'in son yıllarında ve Kral I. James'in saltanatının başlarında yazdı; yani hem Rönesans'ın hümanist merakının hem de değişen bir siyasi düzenin havasını soludu. Londra'da tiyatro o dönemde hem eğlence hem de büyük bir ticaretti: Globe gibi tiyatrolar binlerce seyirciyi ayakta ya da oturarak ağırlıyor, oyun yazarları krallardan dilencilere kadar geniş bir kitleye hitap etmek zorunda kalıyordu. Shakespeare bu ortamda otuz yılı aşkın bir sürede otuz yediyle otuz dokuz arasında oyun yazdı; bu sayı, bazı oyunların başka yazarlarla ortak kaleme alınmış olabileceği tartışmaları yüzünden araştırmacılar arasında tam netlik kazanmamıştır. Bunun yanında 154 sone kaleme aldı ve bu şiirler 1609'da bir kitapta toplandı.

Hamlet, Shakespeare'in trajedilerinin belki de en çok tartışılanıdır. Hikâyenin özü basittir: Danimarka Prensi Hamlet, babasının hayaletiyle karşılaşır ve hayalet ona, amcası Claudius tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü söyler. Üstelik Claudius artık hem tahtı hem de Hamlet'in annesi Kraliçe Gertrude'u almıştır. Klasik bir intikam öyküsünde kahraman hemen harekete geçer; ama Hamlet geçmez. Oyunun büyük bölümü, Hamlet'in intikamını erteleyişi, kendine ve gördüğü hayaletin gerçekliğine dair kuşkuları, ölüm üzerine düşünceleri ve çevresindekilerle kurduğu karmaşık ilişkilerle örülüdür. Bu erteleme, yüzyıllardır eleştirmenlerin üzerinde durduğu bir muammadır: Hamlet neden bekler? Korkaklık mı, ahlaki vicdan mı, yoksa kendi varlığı üzerine düşünmekten kendini alamayan bir zihnin doğal sonucu mu?

İşte Shakespeare'i öncekilerden ayıran da tam bu noktadır. Antik tragedyada bir kahramanın tereddüdü genellikle sahne dışında, olayların akışı içinde ima edilirdi. Shakespeare ise Hamlet'i sahnede yalnız bırakıp bu tereddüdün her katmanını seyirciye açık eder. Soliloquy dediğimiz bu teknik sayesinde seyirci, karakterin dışarıdan görünen davranışlarıyla içeride yaşadığı çelişkiyi aynı anda izler. Bu da bize edebiyat tarihinde ilk kez bu kadar ayrıntılı, bu kadar "gerçek" hissettiren bir zihin haritası sunar. Bazı eleştirmenlere göre -örneğin yirminci yüzyılın tanınmış eleştirmenlerinden biri bu görüşü savunmuştur- Shakespeare'in karakterleri, modern anlamda "insan" kavramının edebiyatta ilk defa bu denli çok yönlü işlenişidir; ancak bu iddialı bir yorumdur ve her araştırmacı bu kadar ileri gitmez.

Shakespeare'in dili de bu derinliğin taşıyıcısıdır. Oyunlarının büyük kısmı blank verse dediğimiz, kafiyesiz ama ölçülü bir dille yazılmıştır; bu ölçü, günlük konuşmaya yakın bir doğallık taşırken aynı zamanda şiirsel bir yoğunluk sağlar. Karakterler öfkelendiğinde, sevdiğinde, şüphe ettiğinde dilin ritmi de değişir; düzenli bir ölçü bazen kırılır, cümleler yarım kalır, bu da iç dünyanın çalkantısını dile yansıtır. Hamlet'in konuşmalarındaki duraksamalar, yarım kalan cümleler, kendi kendine itirazlar, aslında bir zihnin kâğıt üzerinde nasıl düşündüğünü gösterir.

Hamlet tek başına değildir elbette. Macbeth'te vicdan azabıyla boğuşan bir kral katili, Othello'da kıskançlığın yıkıcı gücüyle çürüyen bir komutan, King Lear'da gücünü yitirdikçe aklını da yitiren yaşlı bir kral görürüz. Bu dört büyük trajedi -Hamlet, Othello, King Lear ve Macbeth- Shakespeare'in insan psikolojisine dair en yoğun çalışmaları sayılır. Ama Shakespeare aynı zamanda kahkahalarla dolu komedyalar (A Midsummer Night's Dream, Twelfth Night gibi) ve İngiliz krallarının hayatını konu alan tarih oyunları (Henry V, Richard III gibi) da yazmıştır. Bu çeşitlilik, onun sadece "trajik derinlik" ustası değil, tiyatronun neredeyse her türünde eser vermiş bir yazar olduğunu gösterir.

Yakın okuma / örnek

Hamlet'in üçüncü perdesindeki meşhur monolog, bu dersin bütün konusunu tek bir sahnede özetler. Hamlet sahnede yapayalnızdır ve kendi kendine, yaşamaya devam etmenin mi yoksa ona son vermenin mi daha katlanılır olduğunu sorar. Türkçeye genellikle "Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu" diye çevrilen bu açılış cümlesi, aslında bir intikam kararsızlığından çok daha büyük bir soruya, varoluşun kendisine uzanır. Hamlet burada babasının katilinden değil, ölümün ne olduğundan, acı çekmenin bilinmeyen bir sona tercih edilip edilemeyeceğinden söz eder. Bu monolog önemlidir, çünkü olay örgüsünü bir santim ileri götürmez; onun yerine tamamen karakterin iç dünyasına odaklanır. Bir seyirci ya da okur olarak biz, Hamlet'in ne yapacağını değil, Hamlet'in nasıl düşündüğünü izleriz. Shakespeare'den önce pek az yazar, bir sahneyi bu kadar cesurca sadece bir zihnin işleyişine ayırmıştır. Bu yüzden bu monolog, Batı edebiyatında "modern karakter" dediğimiz şeyin doğum anlarından biri sayılır.

Sık karıştırılanlar

  • Hamlet'in "delilik" durumu: Oyun boyunca Hamlet'in gerçekten mi delirdiği yoksa sadece deli numarası mı yaptığı, metin üzerinde kesin bir cevabı olmayan, kaynaklarca da farklı yorumlanan bir tartışmadır.
  • Shakespeare'in yazdığı oyun sayısı: Kesin bir rakam yoktur; genellikle otuz yedi civarında denir ama bazı oyunların ortak yazarlı olması ihtimali bu sayıyı tartışmalı kılar.
  • Soliloquy ile diyalog karıştırılmamalı: Soliloquy karakterin yalnızken kendi kendine ya da seyirciye konuşmasıdır; diğer karakterlerle yapılan konuşmalar diyalogdur.
  • Trajedi ile drama aynı şey değildir: Trajedi, kahramanın yıkımla sonuçlanan belirli bir oyun türüdür; drama daha genel bir sahne eseri kategorisidir.
  • Hamlet'in yazıldığı kesin yıl tam olarak bilinmez; araştırmacılar genellikle 1600-1601 civarını işaret eder ama bu bir tahmindir, kesin belge yoktur.

Kendini sına

  • 1) Shakespeare hangi yüzyılda ve hangi ülkede yaşamıştır?
  • 2) Hamlet'in babasının hayaleti ona ne söyler?
  • 3) "Soliloquy" tekniği nedir ve Shakespeare bunu neden önemli bir araç olarak kullanır?
  • 4) Hamlet'in intikamını neden ertelediği konusu neden hâlâ tartışılır?
  • 5) Shakespeare'in dört büyük trajedisinden Hamlet dışında ikisini sayınız.

Cevaplar

  • 1) On altıncı yüzyılın ikinci yarısı ile on yedinci yüzyılın başında (1564-1616), İngiltere'de yaşamıştır.
  • 2) Kendisinin, kardeşi Claudius tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü ve intikamının alınmasını ister.
  • 3) Karakterin sahnede yalnızken düşüncelerini seyirciyle paylaştığı konuşma biçimidir; Shakespeare bunu karakterin iç dünyasını, çelişkilerini ve psikolojik derinliğini göstermek için kullanır.
  • 4) Çünkü metin, bu ertelemenin nedenini açıkça söylemez; korkaklık, ahlaki tereddüt ya da aşırı düşünme gibi farklı yorumlara açık bırakır ve bu belirsizlik yüzyıllardır tartışılır.
  • 5) Macbeth, Othello ve King Lear'dan herhangi ikisi doğru kabul edilir.

Bir sonraki derste zaman içinde biraz daha ileri gidip, tiyatro sahnesinden roman sayfasına geçişe, uzun anlatıların ve yeni bir kurgu biçiminin nasıl şekillendiğine bakacağız; böylece Shakespeare'in sahnede açtığı iç dünya kapısının, düzyazıda nasıl daha da genişlediğini göreceğiz.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol