Devrimler Çağı: Aydınlanma, Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi

Önceki derste erken modern dünyanın güçlenen krallıklarını, genişleyen ticaret yollarını ve değişen güç dengelerini konuşmuştuk. Bu derste sahne değişiyor: artık kralların değil, fikirlerin ve fabrikaların dünyayı nasıl altüst ettiğini izleyeceğiz.

Giriş

18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da iki büyük deprem yaşandı. Birincisi zihinlerde koptu: insanlar akılla, gözlemle ve tartışmayla dünyayı ve toplumu yeniden düşünmeye başladı. Buna Aydınlanma diyoruz. İkincisi ise makinelerle geldi: buhar gücü, fabrikalar ve yeni bir üretim biçimi hayatın ritmini değiştirdi. Bu iki deprem birbirine bağlıydı. Aydınlanma'nın "insan aklıyla dünyayı değiştirebilir" fikri, hem Fransız İhtilali'nin barutunu hazırladı hem de Sanayi Devrimi'nin arkasındaki cesareti besledi. Bugün oy hakkı, insan hakları, cumhuriyet, fabrika, işçi sınıfı gibi kavramları konuşurken aslında hâlâ bu dönemin mirasını konuşuyoruz. Bu yüzden bu ders, modern dünyanın doğum sancılarını anlatan bir ders sayılabilir.

Bilmen gerekenler

Kavram / KişiKısaca ne anlama gelir
Aydınlanma18. yüzyılda akla, bilime ve bireysel özgürlüğe vurgu yapan düşünce hareketi
MontesquieuDevlet gücünün yasama, yürütme, yargı arasında bölünmesi gerektiğini savundu
Jean-Jacques RousseauMeşru yönetimin kaynağının halkın ortak iradesi olduğunu öne sürdü
Bastille'in Düşüşü14 Temmuz 1789'da Paris halkının bir kraliyet hapishanesini basması; ihtilalin simgesel başlangıcı
İnsan ve Yurttaş Hakları BildirisiAğustos 1789'da kabul edilen, özgürlük ve eşitlik ilkelerini duyuran belge
Sanayi Devrimi18. yüzyıl sonunda İngiltere'de başlayan, üretimin elle değil makineyle yapıldığı dönüşüm
Buhar makinesiJames Watt'ın geliştirdiği, fabrikaları ve trenleri mümkün kılan enerji kaynağı

Anlatım

Aydınlanma, bir gecede ortaya çıkmadı; kahvehanelerde, salonlarda, yazışmalarda yavaş yavaş büyüyen bir sohbetti. Düşünürler, kralların gücünü Tanrı'dan aldığı fikrini sorgulamaya başladılar. Montesquieu, gücün tek elde toplanmasının tehlikeli olduğunu, bu yüzden yasama, yürütme ve yargının ayrı ellerde durması gerektiğini yazdı; bu fikir bugün hâlâ pek çok ülkenin anayasasının temelidir. Rousseau ise daha da ileri gitti: ona göre bir yönetim ancak halkın rızasıyla meşru olabilirdi. Bu, kralların "ben devletim" dediği bir çağda gerçekten sarsıcı bir iddiaydı. Aydınlanma düşünürleri gökyüzünü, doğayı, insan bedenini bilimle açıklamaya çalışırken, toplumu da aynı akılcı bakışla yeniden kurmayı hayal ettiler.

Bu fikirler Fransa'da özellikle verimli bir zemin buldu, çünkü ülke ağır bir kriz içindeydi. Kraliyet hazinesi savaşlar yüzünden neredeyse boşalmıştı, halkın büyük kısmı ağır vergiler altında eziliyor, soylular ve din adamları ise vergi ödemekten büyük ölçüde muaftı. 1789 yılında toplanan Etats Généraux adlı meclis, bu eşitsizliği tartışmak için bir araya geldiğinde, halkın temsilcileri kendi başlarına hareket etmeye karar verdiler. 14 Temmuz 1789'da Paris halkının Bastille hapishanesini basması, sadece bir isyan değil, artık gücün sokakta olduğunun ilanıydı. Birkaç hafta sonra ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, özgürlük, eşitlik ve mülkiyet gibi kavramları resmî bir metne döktü; bu, Aydınlanma'nın kâğıda dökülmüş hâliydi.

Ancak ihtilal, hayalindeki kadar düzenli ilerlemedi. Kral XVI. Louis önce yetkilerini kısıtlanmış bir hükümdar olarak kabul etti, sonra 1793'te idam edildi. Bu, Avrupa'daki diğer krallıkları dehşete düşürdü ve Fransa'yı hem içeride hem dışarıda savaşan bir ülkeye dönüştürdü. İç savaş korkusu ve dış tehdit, Terör Dönemi denen sert bir baskı dalgasına yol açtı; devrimi korumak adına binlerce kişi giyotine gönderildi. Bu dönem, "özgürlük için ne kadar şiddet meşrudur" sorusunu tarihe miras bıraktı. Kaos sonunda, hırslı bir general olan Napolyon Bonapart'ın 1799'da iktidarı ele geçirmesiyle yeni bir evreye girdi; ama o hikâye, bu dersin sınırlarının biraz dışında.

Fransa sokaklarda fikirlerle boğuşurken, Manş Denizi'nin öte yakasında, İngiltere'de sessiz ama en az onun kadar köklü bir dönüşüm yaşanıyordu. Kömür ve demir kaynaklarına yakın bölgelerde, tekstil üretimini hızlandıran yeni makineler ortaya çıktı. James Watt'ın geliştirdiği buhar makinesi, artık üretimin insan ya da hayvan gücüne değil, kömürle çalışan devasa motorlara bağlı olabileceğini gösterdi. Bu, tarihin akışını değiştiren sessiz bir devrimdi: küçük atölyeler yerini büyük fabrikalara bıraktı, köylüler iş bulmak için şehirlere akın etti, demiryolları mesafeleri kısalttı.

Sanayi Devrimi, hayatı hem zenginleştirdi hem de zorlaştırdı. Üretim inanılmaz arttı, ürünler ucuzladı, yeni bir orta sınıf, fabrika sahipleri ve tüccarlardan oluşan burjuvazi zenginleşti. Ama fabrikalarda çalışan işçiler genellikle uzun saatler, düşük ücretler ve ağır koşullar altında yaşadı; çocuklar bile fabrikalarda çalıştırıldı. Şehirler hızla büyüdü ama altyapı bu büyümeye ayak uyduramadı, kalabalık ve sağlıksız mahalleler ortaya çıktı. Bu eşitsizlikler, ilerleyen yıllarda işçi hareketlerinin ve toplumsal adalet tartışmalarının tohumlarını attı. Böylece aynı yüzyıl içinde, hem "insan özgür ve eşit doğar" diyen bir bildirge, hem de bu eşitliğin fabrikalarda pratikte ne kadar zor olduğunu gösteren bir gerçeklik bir arada yaşandı.

Yakın okuma / örnek

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nin ilk maddesi, kısaca, insanların özgür ve haklar bakımından eşit doğduğunu söyler. Bu tek cümle üzerinde durmakta fayda var, çünkü döneminin diline göre çok cesur bir iddiaydı: doğuştan gelen bir soyluluk ya da ayrıcalık fikrini doğrudan reddediyordu. Ama aynı bildirge kadınları ve köleleştirilmiş insanları kapsam dışında bırakmıştı; kadınların hakları için ayrı bir mücadele daha uzun yıllar sürecekti. Bu çelişki, bize devrimlerin genellikle tek seferde her şeyi çözmediğini, ilkelerin kâğıda yazılmasıyla herkes için hayata geçmesi arasında zaman farkı olduğunu gösterir. Metni okurken sadece "ne söylendiğine" değil, "kimin dışarıda bırakıldığına" da bakmak, tarihi daha dürüst okumamızı sağlar.

Sık karıştırılanlar

  • Aydınlanma bir olay değil, uzun süren bir düşünce hareketidir; Fransız İhtilali ise belirli bir tarihte başlayan bir siyasi olaydır.
  • Bastille'in düşüşü ihtilalin simgesel başlangıcıdır, ama kralın tamamen devrilmesi ve idamı daha sonraki yıllarda gerçekleşmiştir.
  • Sanayi Devrimi tek bir icatla değil, birbirini besleyen pek çok yenilikle (buhar makinesi, tekstil makineleri, demiryolları) yavaş yavaş oluşmuştur.
  • Fransız İhtilali ile Sanayi Devrimi aynı anda, ama farklı ülkelerde (Fransa ve İngiltere) ilerleyen, birbirinden bağımsız ama fikirsel olarak akraba iki süreçtir.
  • Terör Dönemi'ndeki şiddet, Aydınlanma'nın özgürlük fikirlerinin doğrudan bir sonucu değil, savaş ve iç kargaşanın yarattığı sert bir tepkidir.

Kendini sına

  1. Montesquieu'nün savunduğu ve bugün pek çok anayasanın temelinde yer alan fikir nedir?
  2. Fransız İhtilali'nin simgesel başlangıç tarihi ve olayı nedir?
  3. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi hangi yılda ve hangi ülkede kabul edilmiştir?
  4. Sanayi Devrimi'ni mümkün kılan ve James Watt'ın geliştirdiği enerji kaynağı nedir?
  5. Sanayi Devrimi'nin fabrika işçileri için yarattığı olumsuz sonuçlardan iki tanesini söyleyebilir misiniz?

Cevaplar

  1. Kuvvetler ayrılığı; yasama, yürütme ve yargının ayrı ellerde olması gerektiği fikri.
  2. 14 Temmuz 1789'da Bastille hapishanesinin Paris halkı tarafından basılması.
  3. 1789 yılında, Fransa'da.
  4. Buhar makinesi.
  5. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, ağır ve sağlıksız çalışma koşulları, çocuk işçiliği ve kalabalık, sağlıksız şehir mahalleleri (örnek olarak iki tanesi yeterlidir).

Bir sonraki ve son derste, bu devrimler çağının mirasının 20. yüzyıla ve günümüze nasıl uzandığını, dünya savaşları ve küreselleşen dünyayı ele alacağız.

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol