Fetih ve Yükseliş: İstanbul'dan Kanuni'ye

Giriş

29 Mayıs 1453 sabahı, Bizans surlarının önünde bin yılı aşkın bir imparatorluk sona erdi ve genç bir padişahın adı tarihe fatih olarak yazıldı. İstanbul'un fethi yalnız bir askerî zafer değildi; top döküm teknolojisinin, denizcilik hesabının ve bir şehrin gelecek beş yüz yıllık kaderinin de dönüm noktasıydı. Bu fetihle başlayan yükseliş çağı, Osmanlı Devleti'ni küçük bir beylikten üç kıtaya yayılan bir imparatorluğa taşıdı. Bugün İstanbul'da hâlâ gezdiğimiz surlar, camiler ve o dönemden kalan hukuk anlayışının izleri, bu çağın modern Türkiye'ye bıraktığı mirası hatırlatır.

Bilmen gerekenler

Aşağıdaki tabloda bu dersin ana kişi ve olaylarını bulabilirsin.

Kavram / KişiKısa açıklama
II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed)İstanbul'u 1453'te fetheden, döneminin genç ve iddialı padişahı
XI. KonstantinFetih sırasındaki son Bizans imparatoru
Haliç'e gemi çekilmesiOsmanlı donanmasının karadan gemi yürüterek zincirli Haliç savunmasını aşması
Yavuz Sultan Selim1512-1520 arası padişah; Mısır seferiyle Osmanlı topraklarını büyük ölçüde genişletti
Kanuni Sultan Süleyman1520-1566 arası padişah; en uzun süre tahtta kalan Osmanlı hükümdarı, hukuk ve kültürde altın çağ
Barbaros Hayreddin PaşaKanuni döneminde Osmanlı donanmasını Akdeniz'de güçlü kılan kaptan-ı derya
Mimar SinanKanuni döneminde yetişen, Süleymaniye Camii'nin de mimarı olan usta

Anlatım

1453'e gelindiğinde Bizans İmparatorluğu artık koca bir imparatorluktan çok, surlarının ardına sığınmış bir şehir devletiydi. Ama bu şehir, üç tarafı denizle çevrili, güçlü çifte surlarla korunan, yüzyıllardır alınamamış bir kaleydi. Genç padişah II. Mehmed, tahta ikinci kez çıktığında bu fetih fikrini bir devlet politikasına dönüştürdü. Macar asıllı bir topçu ustasının döktüğü dev toplar, kuşatmanın en dikkat çekici yeniliğiydi; bu toplar surları günler boyunca dövdü. Kuşatma yaklaşık elli gün sürdü ve sonunda 29 Mayıs sabahı şehir düştü.

Fethin en çok anlatılan sahnelerinden biri, Osmanlı donanmasının gemileri karadan yürüterek Haliç'e indirmesidir; Bizans'ın deniz tarafını zincirle kapatmasına rağmen bu manevra savunmayı şaşırttı. Ulubatlı Hasan'ın surlara ilk bayrağı diktiği anlatısı da halk hafızasında çok güçlü bir yer tutar, ancak bu sahnenin ayrıntıları zamanla efsaneleşmiş olabilir; kaynaklar bu noktada birebir örtüşmez. Kesin olan şu ki, fetihle birlikte İstanbul Osmanlı'nın yeni başkenti oldu, Ayasofya camiye çevrildi ve şehir yeniden nüfuslandırılıp imar edildi.

Fetihten sonraki yetmiş yıl, Osmanlı'nın sınırlarını hızla genişlettiği bir dönem oldu. Yavuz Sultan Selim, kısa ama yoğun saltanatında doğuya ve güneye yönelerek Mısır'ı ve Hicaz bölgesini Osmanlı topraklarına kattı; bu seferler devletin hem topraklarını hem de İslam dünyasındaki konumunu güçlendirdi. Halifelik unvanının bu dönemde Osmanlı'ya geçtiğine dair yaygın bir anlatı vardır, fakat bu konuda tarihçiler arasında görüş ayrılığı bulunur; sürecin kesin nasıl işlediği net bir belgeyle tespit edilmiş değildir.

Yavuz'un ardından tahta çıkan oğlu Süleyman, döneminde hem Doğu'da hem Batı'da seferlere çıktı, Macaristan'a kadar uzandı ve Viyana önlerine kadar geldi. Ama Kanuni'yi asıl kalıcı kılan, yalnız fetihleri değil, devletin iç düzenini oturtan kapsamlı kanunnameleriydi; bu yüzden Batı kaynaklarında "Muhteşem", Osmanlı kaynaklarında ise "Kanuni" sıfatıyla anılır. Aynı dönemde Barbaros Hayreddin Paşa'nın komutasındaki donanma Akdeniz'de güçlü bir varlık kurdu ve Osmanlı'yı deniz gücü olarak da öne çıkardı.

Bu yükseliş çağı yalnız asker ve devlet adamlarının değil, sanatçıların da altın çağıydı. Mimar Sinan'ın inşa ettiği büyük camiler şehrin siluetini değiştirirken, saray çevresinde ve şehirde divan şiiri gelişti. Kanuni'nin kendisi de "Muhibbî" mahlasıyla şiirler yazan bir padişahtı; bu durum, dönemin yöneticilerinin sadece fetihle değil kültürle de ilgilendiğini gösterir. Fetih ve yükseliş çağı, böylece askerî güçle kültürel üretimin iç içe geçtiği bir dönem olarak hatırlanır.

Yakın okuma / örnek

Kanuni Sultan Süleyman'ın kaleme aldığı bir şiirde geçen şu iki dize, dönemin ruhunu anlamak için iyi bir örnektir: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." Bu dizelerde bir padişah, elindeki bütün güce rağmen en değerli şeyin sağlık olduğunu söylüyor. Bunu yazanın koca bir imparatorluğu yöneten, savaş meydanlarında sefer üstüne sefer yapan bir hükümdar olduğunu düşününce, dizeler daha da çarpıcı hâle gelir. Burada güç ile kırılganlığın bir arada durması, dönemin sadece fetih ve zaferlerden ibaret olmadığını, insanî bir iç sesin de var olduğunu gösterir. Bu küçük örnek, Kanuni döneminin neden sadece siyasi değil edebî açıdan da "altın çağ" diye anıldığını anlamamıza yardımcı olur.

Sık karıştırılanlar

  • Fatih Sultan Mehmed ile Yavuz Sultan Selim karıştırılır: İstanbul'u fetheden II. Mehmed'dir (1453), Mısır'ı fetheden ise oğlu değil torunu Yavuz Sultan Selim'dir (1517 civarı).
  • Kanuni ile Muhteşem Süleyman aynı kişidir; biri Osmanlı'daki, diğeri Batı kaynaklarındaki adlandırmadır, iki ayrı padişah değildir.
  • Halifelik meselesi kesin bir tarihle anlatılamaz; bu konuda tarihçiler arasında farklı görüşler vardır.
  • Viyana kuşatması başarısızlıkla sonuçlanmıştır, fetihle karıştırılmamalıdır; şehir Osmanlı eline geçmemiştir.
  • Ulubatlı Hasan anlatısı halk hafızasında güçlü bir yer tutsa da bazı ayrıntıları rivayet düzeyindedir.

Kendini sına

  1. İstanbul hangi tarihte fethedilmiştir?
  2. Fetih sırasındaki Bizans imparatorunun adı nedir?
  3. Osmanlı donanması Haliç'e girmek için hangi yöntemi kullanmıştır?
  4. Kanuni Sultan Süleyman döneminde denizlerde Osmanlı gücünü öne çıkaran komutan kimdir?
  5. Kanuni'nin şiirlerinde kullandığı mahlas nedir?

Cevaplar

  1. 29 Mayıs 1453
  2. XI. Konstantin
  3. Gemileri karadan yürüterek Haliç'e indirmiştir
  4. Barbaros Hayreddin Paşa
  5. Muhibbî

Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol