Meşrutiyetten Meclise: Anayasal Hareketler
1876'da Osmanlı padişahı ilk kez elini vicdanına değil bir metne, bir anayasaya dayayarak yönetmeyi kabul etti. O gün imzalanan Kanun-i Esasi, bugün hâlâ tartıştığımız "meclis kimin sözünü dinler", "padişahın/devlet başkanının yetkisi nerede biter" sorularının ilk resmî cevabıydı. Bu ders, o ilk denemeden 1908'deki ikinci atılıma, oradan da bir avuç subayın koca imparatorluğu yönlendirmeye başladığı yıllara uzanıyor. Bir önceki derste Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla devletin kendini Avrupa hukuk diline tercüme etmeye çalıştığını görmüştük; şimdi o çabanın meyvesi olan anayasa ve meclis fikrinin nasıl doğduğunu, nasıl bir kez söndürülüp yeniden yakıldığını izleyeceğiz. Bir sonraki derste bu sahne, I. Dünya Savaşı'nın gölgesinde iktidarı ele geçiren aynı kadronun ülkeyi nasıl bir çöküşe sürüklediğini anlatacak.
Giriş
"Meşrutiyet" kelimesi, hükümdarın yetkisinin bir şartla (şartla kayıtlı, yani anayasayla sınırlı) kullanıldığı yönetim biçimini anlatır. Osmanlı'da bu fikir havada asılı durmadı; 19. yüzyılın ikinci yarısında hem Avrupa'yı yakından tanıyan aydınların hem de devleti dağılmaktan kurtarmaya çalışan devlet adamlarının ortak arayışından doğdu. Bugün bizim alıştığımız "seçilmiş meclis", "anayasal güvence", "iktidarın sınırlanması" gibi kavramların Türkiye topraklarındaki ilk somut denemeleri işte bu dönemde yapıldı. Cumhuriyet'in kurucu kadrosunun birçoğu da bu yılların öğrencisiydi; dolayısıyla bu ders, sonraki derslerde göreceğimiz Cumhuriyet kurumlarının nereden geldiğini anlamak için bir kilit taşı niteliğinde.
Bilmen gerekenler
| Kavram/Olay | Tarih | Kısa açıklama |
|---|---|---|
| Genç Osmanlılar | 1865 civarı | Namık Kemal, Ziya Paşa gibi aydınların kurduğu, hürriyet ve meşrutiyet fikrini savunan muhalif grup |
| Kanun-i Esasi | 23 Aralık 1876 | Osmanlı'nın ilk anayasası; II. Abdülhamid tarafından ilan edildi |
| I. Meşrutiyet | 1876-1878 | Anayasanın ve seçilmiş Meclis-i Mebusan'ın yürürlükte olduğu kısa dönem |
| İstibdat Dönemi | 1878-1908 | Meclisin kapatılıp anayasanın fiilen askıya alındığı, II. Abdülhamid'in tek başına yönettiği otuz yıl |
| İttihat ve Terakki Cemiyeti | 1889'dan itibaren | Askeri Tıbbiye'de kurulan, sonra Jön Türk hareketiyle birleşen gizli örgüt |
| II. Meşrutiyet | 23 Temmuz 1908 | Kanun-i Esasi'nin yeniden yürürlüğe girmesi |
| 31 Mart Vakası | 13 Nisan 1909 | Meşrutiyet karşıtı ayaklanma; Hareket Ordusu tarafından bastırıldı |
| Bab-ı Ali Baskını | Ocak 1913 | İttihat ve Terakki'nin hükümeti doğrudan ele geçirdiği darbe |
Anlatım
Hikâye, 1860'larda Avrupa'ya kaçan ya da sürgüne gönderilen bir grup genç Osmanlı aydınıyla başlar. Namık Kemal ve arkadaşlarının oluşturduğu bu çevre, gazetelerde ve risalelerde "hürriyet", "vatan", "millet" gibi kelimeleri o güne kadar görülmemiş bir ısrarla kullanmaya başladı. Onlara göre devletin kurtuluşu, padişahın keyfi iradesinin bir anayasa ve seçilmiş bir meclisle sınırlanmasından geçiyordu. Bu fikirler saraydan uzakta, Paris ve Londra'daki kahvehanelerde, gazete matbaalarında olgunlaştı; ama tohumları İstanbul'a geri döndü.
1876 yılı, imparatorluk için tam bir kriz yılıydı: mali iflasın eşiğinde bir devlet, Balkanlar'da ayaklanmalar, art arda üç padişah değişikliği. Bu karmaşanın içinde sadrazam Mithat Paşa, tahta yeni çıkan II. Abdülhamid'e bir anayasa ilan etme sözü karşılığında destek verdi. 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi ilan edildi; kısa süre sonra Osmanlı tarihinin ilk seçilmiş meclisi olan Meclis-i Mebusan toplandı. Bu, imparatorluğun çok uluslu, çok dinli nüfusunu tek bir çatı altında temsil etme yönünde cesur ama kırılgan bir denemeydi.
Ne var ki bu deneme uzun sürmedi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (halk arasında 93 Harbi olarak bilinir) devleti ağır bir yenilgiye uğratınca II. Abdülhamid, savaşı ve olağanüstü hâli gerekçe göstererek meclisi süresiz tatile gönderdi; anayasa kâğıt üzerinde kaldı ama fiilen işlemez oldu. Bunu izleyen otuz yıl, tarihe istibdat dönemi olarak geçti: sıkı sansür, yaygın jurnalcilik, muhaliflerin sürgüne gönderilmesi bu dönemin belirleyici özellikleriydi. İlginç olan şu ki, anayasanın kendi maddelerinden biri -padişaha devlet güvenliği için zararlı gördüğü kişileri sürgün etme yetkisi tanıyan hüküm- bizzat bu baskının hukuki zeminini oluşturdu.
Ancak meşrutiyet fikri tamamen silinmedi; yer altına indi. 1889'da İstanbul'daki Askeri Tıbbiye Mektebi'nde bir grup öğrenci, İttihad-ı Osmanî Cemiyeti adıyla gizli bir örgüt kurdu. Bu örgüt zamanla Avrupa'daki Jön Türk çevreleriyle birleşerek İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldı. Cemiyet, özellikle Rumeli'deki (bugünkü Balkanlar) genç subaylar arasında hızla yayıldı; çünkü bu bölgedeki askerler hem dış müdahaleleri hem de İstanbul'un yetersizliğini en yakından yaşayan kesimdi.
1908 yazında Rumeli'deki İttihatçı subaylar dağa çıkıp isyan bayrağını açınca, II. Abdülhamid otuz yıl önce rafa kaldırdığı anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı: 23 Temmuz 1908, II. Meşrutiyet'in ilan günüdür. Sokaklarda kucaklaşan, "hürriyet" diye bağıran kalabalıklar bu haberi büyük bir coşkuyla karşıladı. Ama sevinç uzun sürmedi; ertesi yıl, 13 Nisan 1909'da (o günün Rumi takvimiyle 31 Mart 1325 olduğu için 31 Mart Vakası adını alır) meşrutiyet karşıtı bir ayaklanma patlak verdi. İstanbul'daki bu isyan, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı; olayların ardından II. Abdülhamid tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed Reşad getirildi. Bundan sonraki yıllarda İttihat ve Terakki, önce perde arkasından etkili olan bir güç, 1913'teki Bab-ı Ali Baskını'ndan sonra ise Enver, Talat ve Cemal Paşaların önderliğinde ülkeyi doğrudan yöneten bir kadro hâline geldi.
Yakın okuma / örnek
Kanun-i Esasi'nin 113. maddesi, bu dersin en öğretici ayrıntılarından biridir. Madde, padişaha, devletin güvenliği için zararlı gördüğü kişileri delil aramaksızın sürgüne gönderme yetkisi tanıyordu. Anayasa hazırlanırken bu madde, olağanüstü durumlar için bir güvenlik supabı olarak düşünülmüştü. Ama II. Abdülhamid, meclisi kapattıktan sonra tam da bu maddeyi kullanarak muhaliflerini -aralarında anayasanın mimarı Mithat Paşa da vardı- sürgüne gönderdi. Böylece özgürlükleri güvence altına almak için yazılan bir belge, aynı zamanda baskının hukuki kılıfı olabildi. Bu örnek bize şunu gösterir: bir anayasanın var olması tek başına özgürlüğü garanti etmez; o metnin nasıl uygulandığı, kimin elinde olduğu en az metnin kendisi kadar belirleyicidir. Bugün de anayasal güvencelerin "kâğıt üzerinde kalması" tartışmaları yapılırken, aslında 1876'dan beri süregelen bu gerilime işaret ediyoruzdur.
Sık karıştırılanlar
- I. Meşrutiyet ile II. Meşrutiyet: İlki 1876-1878 arasındaki kısa ve kesintiye uğrayan dönemdir; ikincisi 1908'de anayasanın yeniden yürürlüğe girmesiyle başlar ve I. Dünya Savaşı'na kadar sürer.
- Genç Osmanlılar ile İttihat ve Terakki: Genç Osmanlılar 1860'larda ortaya çıkan, daha çok fikir üreten bir aydın grubudur; İttihat ve Terakki ise 1889 sonrası kurulan, örgütlü ve giderek siyasi iktidara talip olan bir cemiyettir. İkincisi birincisinin mirasını devralmıştır ama aynı örgüt değildir.
- Kanun-i Esasi ile Tanzimat/Islahat Fermanları: Fermanlar padişahın tek taraflı ilan ettiği vaatlerdir; Kanun-i Esasi ise bir anayasa metni olarak devletin işleyişini seçilmiş bir meclisle paylaşmayı öngörür.
- Meşrutiyet ile Cumhuriyet: Meşrutiyette padişahlık kurumu devam eder, sadece yetkileri anayasayla sınırlanır; Cumhuriyet'te ise hanedan tamamen tasfiye edilip devlet başkanlığı seçimle belirlenir.
- 31 Mart Vakası'nın tarihi: Olay Rumi takvime göre 31 Mart 1325 tarihinde başladığı için bu adı almıştır; miladi karşılığı 13 Nisan 1909'dur, bu fark sık sık kafa karıştırır.
Kendini sına
- Kanun-i Esasi hangi yılda ilan edilmiştir?
- I. Meşrutiyet döneminin sona ermesine hangi savaş gerekçe gösterilmiştir?
- İttihat ve Terakki Cemiyeti ilk olarak hangi okulda ve hangi isimle kurulmuştur?
- 31 Mart Vakası'nı bastıran orduya ne ad verilir?
- Bab-ı Ali Baskını sonucunda iktidarı ele geçiren üç isim kimlerdir?
Cevaplar
- 1876 (23 Aralık 1876).
- 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi).
- İstanbul Askeri Tıbbiye Mektebi'nde, İttihad-ı Osmanî Cemiyeti adıyla kurulmuştur.
- Hareket Ordusu.
- Enver, Talat ve Cemal Paşalar.
Bu dersi kayıt olmadan izleyebilirsin. İlerlemeni kaydetmek, sertifika almak ve puan tablosuna girmek için ücretsiz üye ol: Kayıt Ol